İspatlayamadıklarımıza

Bir şirket niçin “İş yeri bilgileri gizli” ilan verir? Bunu yaptıran şey nedir? Çalışanın yerine, çalışanın haberi olmadan yeni birini aramaya başlamak mı, yoksa mevcut çalışanını başvuracak mı diye denemek mi? Bence de. Kısaca değinip, mideleri bulandırmadan kapatayım konuyu.

Yine arkadaşın başından geçen olay. Covid-19 sürecinde evde, ücretsiz izinde, sıkıntıdan daralırken, haftaya işe gitme vakti gelmişti! Mutluydu, hem evden çıkacak, hem de ücretsiz izinden bir haftalık da olsa kurtulacaktı; çalışmayı da özlemişti.

Mesaiye 4 gün kala, yani perşembe günü İnsan Kaynakları, arkadaşı arayıp deneme süresi hakkında bilgi almıştı. Ama zamanlama enteresandı. 2 aylık deneme sürecinin değerlendirmesini 2. Ay sonu değil de 3. Ayın 20. Günü yapmıştı. “Vakti yoktu heralde, ondan anca arıyor” diye düşünmüştü arkadaş. “Başlangıç çok kötü süreçti, biliyoruz kendinizi gösterme şansı yakalayamadınız henüz, deneme süreci talihsiz zamana geldi. Ama elbet geçecek. Biz büyük firmayız, birlikte her şey daha güzel olacak inanıyoruz” la biten, pozitif konuşma yaşatmıştı İK sorumlusu. Süreç cidden zor süreçti. Yeni iş yeri, yeni kurum kültürü koronayla selamlanmıştı. İK da fazlasıyla hak veriyordu.

İK ile görüşmenin akşamında; yani görüşmeden 3 saat sonra enteresan gelişme yaşamıştı. Linkedin’den gelen bildirim, film senaryosu mu bu dedirten başlangıçlara kapı aralıyordu.

Linkedin’den “Sizin için çok uygun iş ilanı bulundu!” bildirisi gelmişti; daha önce de benzer iş ilanı bildirimleri almıştı ancak bu kadar uyumlu çıktığı ilan olmamıştı. Başka gariplikler de vardı.

İlandaki her şeyi, her cümleyi hatırlıyordu, tanıyordu. Görevler, aranan kriterler, başlık, görev tanımı vs arkadaşın şuanki firmasının birebir, hatta noktası noktasına aynısıydı. Ve diğer gariplik, ilan gizli bir ilandı; yani şirket bilgileri gizlenmişti. “Yok canım, ilan ilana benzer. Düşünme böyle şeyler”

İlandaki 28 cümle, 250 kelime, hatta noktama işaretleri bile, arkadaşın 6 ay önce başvurduğu ve o başvuruyla şuanki işine alındığı ilanın birebir aynısıydı. İlan şehri, sektörü, yeteneklerin tamamı, raporlayacağı yönetici, akla gelen her şey aynıydı! Yetenek kısmının %100 uyumlu çok manidardı; çünkü arkadaş bu iş yerine kabul edildiğinde, Linkedin profilindeki yetenek kısmını, başvurduğu ilandaki aranan yeteneklerle birebir aynı yapmıştı! Yani az önce yayınlanan gizli ilanla birebir eşleşiyordu.

Arkadaş pazartesi işe gidecekti; heyecanı, o çalışma şevki yerini endişeye, mide bulantısına, “Bunu da yapmazlar, o kadar değildir heralde” ye bırakmıştı. “İnşallah %0,00001 lik olasılık olur da ilan başka firmaya aittir” diye diye hafta sonu geçmişti. İlanın kime ait olduğunun anlamanın tek yolu vardı; o da konuşmaktı. Yani bir şekilde soracaktı. İspatlamak istiyordu, ispatlasa ne olacaktı bilmiyordu. Ancak konuşmazsa her geçen saniye vicdanı ve midesi daha fazla bulanacaktı. Özgüveni ve gururundan taviz vermek istemiyordu!

Pazartesi oldu… İş başladı…

Merhaba pazartesi… Sorular var sana. Cevabı daha yaşanmadı; daha doğrusu arkadaşla konuşamadık. Yakında sohbet edeceğiz.

İleriki yazılarda paylaşmak üzere

İstiyorum/Dinliyorum

Buluşmuş 5 arkadaş. Sahile iniyorlar tek arabayla. 30 dk lık yolculukta ortak noktaları; müzik!

Herkesin çalmasını istediği şarkılar hazır; hepsi istedikleri çalsın diye sabırsız. “Şu şarkıyı açsana, hadi aç, ilk benimkini aç nolur!” diyordu hepsi. Birisi hariç.

Yolculuğun sonuna doğru, yol boyunca konuşmayan, keyifle ve eğlenerek müzikleri dinleyen arkadaşa diğerleri bir ağızdan “Sen de istediğin şarkıyı söylesene”

“Ben istediklerimi hep dinliyorum zaten, sizinkileri merak ediyorum”

Paylaşmak isteyen çoktu. Tamlananı çok olan ortamın tamamlayanı eksikti; o oldu. Günün belki de kazananıydı.

From Home to Office

Bir önceki yazımda, arkadaşımın home office sürecini anlatmıştım. E evde çalışma da bir yere kadar.. Para lazımdı haliyle.

Çalışanının sürekli ücretsiz izinde olmasını istemeyen işveren ayda 1 yada 2 hafta gelmesini istiyor her çalışanın; nöbetleşe, değişe değişe. Yarı da olsa maaş alabiliyorlar böylece. Hiç yoktan mı iyidir yoksa hiç, yoktan mı? Virgülün akıbetini zaman belirleyecekti.

15 gün evdesin, hiç çıkmıyosun, tüm gün TV, internet, uyku düzeni desen tepetaklak. Normalde kalk saati olan 06:30, bu süreçte yat saati olmuş. “Nerden çıktı şimdi iş!”

Sonra gün gelsin, pazar olsun, 15 gün üzerine yarın sabah iş olsun, pazar sabah 7 de yatıp pazartesi sabah 7 de kalkasın. Pazar akşam sen traş derdinde, hanım pantolon ve gömlek derdinde olsun. Hanımda da “Gelirken ekmek al bey” gururvariliği olsun. Eve para getirme duygusunu yaşatmak, mutluluğu göstermek için o güne özel, beyaz atletle çorabı da ütüleye dursun.

Sabah olsun, eve ekmek getirme duygusu yerini “Ver yesin ört uyusun” a bıraksın. Ağırlık çöksün, telefonun şarjı bitsin istensin. Akşam “Kahvaltı hazırlayayım mı hayatım?” diyen hanım sabah olunca “Işığı açma sakın!” a bağlasın. Her şeye rağmen 5 dk da hazırlanıp servise binesin.

Saat 07:55 . Şirketin önünde mal mal bakınırsın. “5 dk sonra ofise girerim” modu açık kalsın. Evde geçirdiğin, işinle arana giren her günün soğukluğunun iliklerde hissedildiği anlaşılsın.

08:00 –

Güvenlikte ateş ölçümü

Parmak okutmak yasak(hijyenden ötürü). Kapıda ıslak imza

Lap top açılışı.

Bisssmillah.

Konuşamadıklarımıza / “Home Office”

Covid-19 arifesinde iş değiştirenlerden biriydi bir arkadaş. Aralıkta el sıkışma, ocakta istifa, ihbar sonrası martta yeni firmada iş başı derken heyecan ivmeli şekilde tavandı. Yeni kültür, yeni pozisyon, yeni insanlar, yeni tip yönetici vs vs.

Derken! Mart oldu, oryantasyon bitti, her şey gayet güzel. Derken! Ertesi hafta Covid-19.

Önce evden çalışma dediler, aldı laptopunu; bir ay eve gönderildi. 8-6 evden çalışmaya başladı ama çok da kolay değil, şeytan giriyordu ister istemez aralara.

5 dk PC başında, 15 dk Fifa online maçta, veya gözün sürekli youtube ekranında. Öyle böyle bir ay bitmişti.

İK dan ay başı telefon geldi arkadaşa: “Bir ay için yıllık izin yazar mısınız?” Haydaaa… Bu nerden çıktı diyordu! “Home office değil miydi?”

Neyse, göze batmamak lazım, temmuz sonrası kapıyı ilk önce, son gelen açabilir diyordu. Neyse yazmış yıllık izni, ama bir gariplik de vardı. 4 hafta 24 iş günü mü ediyordu! Arkadaşın bildiği 4×5=20 gün izin yazılır. İlk defa karşılaşıyordu. Sonradan anladı. Eğer pazartesiden cumaya izin alırsan, cumartesileri de izne giriyormuş. “Eyvallah” demiş yine de, bu süreçte tüm çalışanların içinden gelen, evde olduğu için sesli tonlaması gibi. “Eeeiyyveallah”

Bu süreçte, ilk zamanlarda tek hobisi, ay başı banka hesabı F5 idi; “Oh iyi para yatmış”

Ayın ortası İK dan bir mail daha: “Evde olanlar! İzniniz varsa yıllık izinden, yoksa ücretsiz izinden süreç akacak. Bilgi”

Arkadaşa giren giriyordu. Banka hesabı F5 modu yerini e-devlete bırakmıştı.

Yani 2 aylık deneme süresinin sonucu:

-24 gün içeride yıllık izin borcu

-8 gün ücretsiz izindi. Yani arkadaş 2 yıl izin yapamayacak, bi dahaki ay günlük 34 TL den maaşını alacaktı.

Olsundu. Polyanna mode on aktifti: “Şükür! 30 tl de olabilirdi:) “

Korona Günleri

Nasıl yıl ama! 2020 nin her günü “Son Dakika” ama o son dakikaların hepsi o dakikalarda kalıyor. Çünkü gündem hiç bitmiyor, bir haber bir daha yayınlanmıyor, haber sitelerindeki ana sayfa 5 dk da bir yenileniyor.

Siyasetin konuşulmadığı, ama gündemin müthiş yoğun olduğu bir yıl hayal et deseler; ne biliim! Hayal bile edemezdim her halde..

#Corona. Koronavirüsü oturdu gündemimizin ortasına. Çünkü can, her şeyden tatlı. Sadece kendi canın da değil olay; sevdiklerin, çevren, çalışma arkadaşların da potansiyel risk senin gözünde. Tabi sen de onların gözünde!

#Ekonomi. Ne olacak çok merak edenlerdenim. Tedirginim, 3 ay sonrasını düşünmek bile istemeyenlerdenim.

“Sokağa çıkma yasağı gelsin, tüm fabrikalar kapatılsın” . Kulağa hoş geliyor da, nasıl olacak o iş. Hadi bir ay patron #feda dedi, #çalışanımgülsün dedi ve ücretli izne çıkardı. Peki mayıs, haziran, temmuz?.

Bu süreç uzarsa, yani ayları bulursa ya ücretsiz izinler trend topic olacak, ya da #feda lar #veda ya dönecek..

Örneğin bir dost;

2015 ten bu yana bir Alman firmasında çalışmış. Nasıl firma dersen; kurumsallık tavan, gram ekonomik problemi yok, huzur desen had safhada. Pozisyonu da “Uzman” pozisyonu. Çok da mutluymuş. Ama kaşıntı tutmuş bir kere..

2019 Kasımda yerli bir firmadan teklif gelmiş, “Yönetici” pozisyonu için. “Kaç kere karşısına çıkar bu teklif hayatta” diye sormadan etmemiş tabi. Ya risk alıp bu teklifi değerlendirecek, ya da güvenli bölgeyi asla terketmeden mevcut firmadan mevcut pozisyonuyla devam edecekmiş. Tabi ki fırsatı tepmemiş; kabul etmiş.

Aralık ayında yeni firmasıyla el sıkışmış, eski firmasına da istifasını sunmuş. İstifa itibariyle 2 aylık ihbarını kullanmaya başlamış. Mart başı yeni firmaya başlayacakmış. Tabi istifa zamanı-Aralık- “Korona” nedir diye sorsan %90 “bilmiyorum” der, %10 u da “bira markası” derdi herhalde.

İhbar geçmiş.. Vedalar olmuş.. Linkedin profiller güncellenmiş..

Mart olmuş, heyecan sarmış arkadaşı! Yeni iş, yeni pozisyon, yeni sorumluluklar vs..

Ve başlamış, her şey gayet iyi, beklediğinden de iyi. “İyi ki bu kararı vermişim” diyormuş sürekli. Oryantasyon süreci de keyifli gidiyor, herkes yardımsevermiş. En ufak sorun yokmuş . *Mart ilk hafta; Korona bilinirliği artmış ancak cümleler genelde “Çinden gelecek hammaddede termin sorunu var” “Çin’ e ihracatta sorun olabilir” “İtalya’ dan ithalatta zorlanıyoruz biraz” gibi minör muhabbetlerle doluymuş.

Sadece 20 gün geçmiş; olmuş Mart sonu. TR de olduğu gibi fabrikada da son iki haftadır tek gündem “Corona” imiş.

Gündem ateş! Home office çalışmalar, diğerlerinin vardiyaya dönmesi, ateşi 30C den fazla olanların fabrikaya alınmaması gibi radikal kararların olduğu bir ortam oluşmuş. Sürekli ani kararlar, kriz yönetimleri, problemler, acil siparişler, hammadde yetersizliği, sipariş iptalleri vs vs.. Arkadaşın firmaya alınmasının sebebi de iyileştirme yapması, projeler yaratması, süreç yönetimi vs imiş..

  • “Hadi süreçleri iyileştirelim”
  • “6 sigma projesi yapalım”
  • “Stok seviyelerini optimize edelim”
  • “KPI larımızı gözden geçirelim”

Bunlar arkadaşın kurmayı hayal ettiği, firmanın da ondan beklediği terimlermiş. Ancak o ortamda, bu bilinmezlikte, onca problemin ortasında bunları önermek diline gelmiyormuş; ayıpmış gibi. “Mahalle yanarken orospu saçını tararmış” gibi..

3. Haftası itibariyle home office e dönmüş. Şimdilik evden çalışmaya devammış. Endişeliymiş tabi; ama rahatmış da.. 3 ay sonrasını ön görmeyi bırakmış. Yoramazmış beynini:) Devlet baba düşünsünmüş… Devlet baba da düşünmüş tabi; 3 ay işten çıkarmayı yasak etmiş, ücretsiz izin serbest ve 1.170 tl desteklemiş.

3 ay işten çıkarma serbest ise 4. Ay? Şimdi arkadaşın tek temennisi, stoklar için FIFO kuralını kurgularken kendisi için LIFO yla karşılaşmamasıymış 🙂

Allah büyüktür diyip evde Fifa 20 oynuyormuş:) #Evdekalın

#FIFO. “First in First out”

#LIFO. “Last in First out”

Otizme Mavi Işık Yak

Bundan birkaç yıl öncesine kadar çoğu kişinin bilmediği bir terimdi Otizm; çünkü olasılık 1/10.000 civarlarındaydı. Şuan ise bilinirliği oldukça yüksek; çünkü Türkiye’ de 2019 Otizmli doğan bebek oranı 1/59. Yani Her 59 çocuktan birisi Otizmli; yani büyük bir doğum hastanesinde günde 590 bebek doğuyorsa, 10 tanesi Otizmli. Olasılık her zaman güzel verilerle karşımıza çıkmayabiliyor; yıllar önce 1/10.000 olasılığın 2019 da 1/59 olduğuna göre, 2025 de beklenen değerin hesaplanması gibi…

WhatsApp Image 2019-12-22 at 14.46.30 (1).jpeg

Engelsiz hayatı desteklemek, birlikte yaşama kültürünü kazanabilmek adına yapılan, TOBDESDER’ in organize ettiği “Otizmli Bireylerle Masa Tenisi Turnuvası” da Unvansız Gönüllüler olarak gönüllü olmanın gururunu yaşadık. 4 saat süren turnuvada Otizmli bireylerle isteyen maç yapabildi, isteyen turnuvayı seyirci olarak takip edebildi. Günün sonunda kazanan biri değil, engelli çocuklarımızın hepsiydi. Hepsine madalya takılarak, skorun değil sporun ön planda olduğunu birlikte hissettik. 

Pazar gün ki 4 saatlik etkinlik için UGD olarak izlediğimiz yol haritası;

  • Tekirdağ Otizm ve Özel Bireyleri Destekleme Derneği’ yle organizasyon temalı 2 toplantı
  • Otizmi insanlara doğru anlatmak için, Dr. Gülçin Babaoğlu tarafından gönüllülerimize verilen “Otizm Farkındalık” eğitimi
  • 3 farklı gün, birer saatten AVM içinde broşür dağıtımı ve insanlara “Otizm” farkındalığı çalışması
  • Turnuva günü öğleden önce broşür dağıtımı ve turnuvaya davet
  • Turnuva anında sporcu olarak turnuvaya katılım, etkinlik standında kayıt işlemi, ortamdaki coşku ve engelsiz hayatın sıcaklığına katkı sağlamaktı.

WhatsApp Image 2019-12-22 at 14.46.30.jpeg

Okumaya devam edin “Otizme Mavi Işık Yak”

Unvansız Lider / Robin Sharma

Yaklaşık 4 ay önce okusam da bu kitabı, anca kaleme aldım. Bence fena değil. Keyifle okumalar;)

Lider olmak için unvana gerek yok diyor kitabında Robin Sharma. Lider olmak için bir işletmenin yöneticisi olmanıza da gerek yok. İnsanlar unvansız da kitleleri peşinden sürükleyebilir.

Yeri ve zamanı da önemli tabi liderliğin. İtfaiye binasında yangın çıktı diyelim(Allah korusun), binada itfaiye müdürü de var diyelim. Yangın var, bi tarafta itfaiye müdürü, diğer tarafta elinde yangın tüpüyle kapıya yönelen itfaiyeci. Sizce o an lider kimdir? Bir çalışan olarak kime güvenirsin? Kimi takip edersin? Lider takip ettiğin midir?

Gerçek başarı üzerine modern bir hikaye ile süslemiş kitabı. Robin Sharma’ya göre unvansız liderlerin en temel 7 taktiği var, kısaca bahsederek tamamlıyorum yazımı;

1. Her ne yapıyorsanız işinizi o kadar iyi yapın ki insanlar gözlerini sizden alamasın.

2. Minimalist olun. Hayatınızın amacını, tutkularınızı basitleştirin. Küçük hedeflerle ilerleyin. Bugün 5 küçük hedefiniz olsun, 12 ayın sonunda 1825 hedefe ulaşmış olun.

3. Eleştirileri göz ardı edin, alaycıları görmezden gelin.

4. Dikkatinizin dağılmasını engellemek için düzenli olarak teknoloji detoksu yapın.

5. İnsanları tanıştığınız andan daha iyi bir durumda terk edin, onlara ilham verin.

6. Başarının sizi baştan çıkarmasını önleyin.

7. Müşterilerinize beklentilerinin 10 katını vererek onları şaşırtın.

Bir cümle de ben ekleyeyim o halde:

”Ne yapıyorsanız onu en iyi şekilde yapın”.

Esen kalın..

Unvansız Gönüllüler

Baştan söyleyelim; Ü değil U . TDK dan teyit ettik 🙂

Kimdir bu Unvansız Gönüllüler? Neler yapar? Nerededir? Kimlerden oluşur? Nasıl faydamız olur? gibi soru işaretlerini gidermeye çalışan bir blog yazısıdır. Keyifli okumalar.

+ bilgi. Web sitemiz de aktiftir. Göz atın bence:) http://unvansizgonulluler.com/

Logomuz yan U, içinde G olarak tasarlandı. Temel bilgi vereyim; bir sosyal sorumluluk platformuyuz. Çorlu merkezli bir ekibiz. Sosyal sorumluluk bilincini benimsemiş, hayatının bir parçası gören gönüllüler olarak, topluma faydalı projeler yapmak üzere yola çıktık. Kar amacı gütmeden, hiç bir kuruma bağlı olmadan, tamamen gönüllü olarak bir araya geldik.

Neden Unvansız Gönüllüler ?

Robin Sharma’nın Unvansız Liderler kitabından esinlendik aslında. Kitap kısaca, “Lider olmak için yönetici olmanıza, idareci olmanıza gerek yok. Eğer bir cafeye servis elemanın samimiyeti için gidiyorsan, bir firmada problemini çay servis elamanıyla paylaşıyorsan aslında onlar gizli bir liderdir, lider unvanları olmasa da.” yı anlatıyor. Biz de bunu sosyal sorumluluğa uyarladık. Sosyal sorumluluk alanında belediye başkanı olmadan, okul müdürü olmadan da etkili, faydalı şeyler yapabilirize inanıyoruz. İhtiyacı olana destek vermek, insanları da sosyal sorumluluğa teşvik etmek için bu yolda “gizli kahraman” niye olmayalım diyerek “Unvansız Gönüllüler” belirledik adımızı.

Ekip olarak hepimiz farklı mesleklere sahibiz; kimimiz yönetici, kimimiz avukat, kimimiz öğretmen, kimimiz mühendis, kimimiz de öğrenci gibi gibi. Unvan olarak bakıldığında hepimiz farklı kulvarda iş hayatlarımıza devam ediyoruz. Ama hepimiz ortak geçmişe ve değere sahibiz; “Görüyorsak, duyuyorsak sorumluyuz.”

*Bir de sloganımız var tabi. Sosyal Sorumluluk için bir araya gelirken tek gayemiz gönüllü olmak olduğu için unvana masada ve sahada ihtiyacımız yok dedik. Bu sebeple sloganımız “Unvanını portmantoya asabilirsin”.

Nasıl?

İlişkilerimizin temelinde şeffaflık var. Her şey topluma açık ve net olmalı dedik; oluyor da gayet güzel. Bunu şiddetle savunuyoruz. İnsanlar projelerimize, etkinliklerimize destek verirken gönlü rahat olmalı, kafasında hiç bir soru işareti kalmamalı. Bu yüzden attığımız her adım, yaptıklarımız, paydaşlarımız tam anlamıyla açık ve şeffaf. Güvene dayalı temeller attık. Hiçbir siyasi parti, hiçbir kurumla bağımız yok. Tamamen sosyal gönüllü bireyler olarak bir araya geldik. Kritik bir de ortak noktamız var; o da kar amacı gütmemek. Bu da bizi daimi bir arada tutacak temel kurallardan birisi.

Neler?

Bu gibi soruları web sitesinde cevapladık; http://unvansizgonulluler.com/hakkimizda/

Toplum?

Teknolojiyle birlikte kitlelerin dikkatini çekmek ve desteğini almak kolaylaştı; bu güzel bir gelişme. Ama bunun yanında yine teknoloji tarafından dört bir yanı sarılmış ve iletişim kurmanın -sağlıklı bir iletişim- zor hale geldiği; bireye ulaşmak, ulaşmanın ötesinde onun benliğine seslenmek ve gönüllülük için desteğini almak tahmin edemeyeceğiniz kadar zorlaştı. Güzel olan şu; gerekli verilere baktığımız ve gözlem yaptığımız zaman görüyoruz ki bir kez gönüllü olarak bir faaliyet içerisinde bulunan birey daha sonrasında da büyük bir oranla bu faaliyetlere devam ediyor. Yani bireyin gönüllü olması için aktif olarak çalışması ve karşılığında yaşayacağı manevi kazançları kendisinin görmesi, hayatındaki değişiklikleri fark etmesi gerekiyor. Gönüllülük değerli bir şey; farkındayız.

Gönüllü?

Gönüllü olmak için tavan yaş sınırımız yok; herkes ekibimizde gönüllü olabilir. Değerlerimizi benimsemiş gönüllülerle yola birlikte devam etmek arzumuz. Değerler derken; gönüllülük, şeffaflık ve kar amacı gütmemek başlıca kriterimiz. Üye aşamasına gelmeden önce, gönüllü adayımızı bir toplantımıza davet ediyoruz, hem tanışmış hem de ekibimizi tanıtmış oluyoruz. Farklı fikirler, farklı bakış açılarının olması, faydalı projeler sayısının artmasını sağlayacaktır.

Belki de bir projenin mimarı, bazılarının kahramanı sen olabilirsin. Neden olmasın? Link’i aşağıya bıraktım. http://unvansizgonulluler.com/gonullu-ol/

Mesaj?

Dünyaya, ülkemize daha büyük resimden bakmaya ihtiyacımız var. Genç nesil olarak lisede, üniversitelerde aldığımız eğitimleri sadece mesleki bazlı kullanmamak lazım. Yetişkinler olarak tecrübelerimizi sadece ticarette, iş geliştirmede kullanmamak da lazım. Bu bilgileri, birikimleri kar amacı gütmeden de kullanabiliriz. İşte o zaman sosyal sorumluluk bilinciyle daha yaşanabilir, daha eşit, daha bilinçli bir toplum haline gelebiliriz. Hayatında hiç deniz görmemiş çocuklar için bir gün boyunca onlarla sahilde uçurtma uçurmayı hayal edin, güzel bi duygu dimi?

İyi bir vicdan, en rahat yastıktır.

Bi teşekkür? 

Ekibimizi profesyonelce yönetmek hedefimizken destekçilerimiz de bol. Gönüllü danışmanlarımız var; gönüllü takım koçumuz, gönüllü proje danışmanımız gibi. Gidişatımız, olaylara yaklaşımımızda oldukça destek veriyorlar. Kendilerine buradan da teşekkür edelim; onlar da bizim için birer Unvansız Gönüllüler’dir.

Sonraki yazılarda görüşmek üzere.

Esen kalın..